Şimdi yükleniyor

Fikir Kevaşeliği

Modern çağda düşünce, artık yalnızca hakikatin izini süren bir faaliyet olmaktan çıktı; satılabilir bir ürün, kişisel marka sermayesi ve kitle inşa etme aracı haline geldi. Düşünmenin kendisi değil, düşünmeyi pazarlama becerisi değer kazandı. Bir zamanlar hakikatin peşinde yürüyen insanlar vardı; şimdi ise hakikatin değil, takipçinin, aboneliklerin ve görünürlüğün peşinde koşan düşünce işportacıları var. Bu yeni figür, düşünceyi bir zanaat gibi icra etmekle kalmaz; onu, kendi kişisel yükselişinin merdiven basamakları hâline getirir.

Bu tip insanlar için düşüncenin içsel zorunluluğu yoktur. Sahici düşünce, insanı yalnızlığa, riske ve bazen bedel ödemeye zorlar. Oysa düşünce tüccarı (cumtomizer1), hiçbir bedel ödemez; tam tersine düşünceyi “herkese hoş görünür” hâle getirerek hem kendini korur hem de pazar payını genişletir. Bu nedenle her kitleye göre bir yüzü, her yüzüne göre bir dili, her diline göre bir fikri vardır. Jung’un tabiriyle, onlar yalnızca “persona”dan ibarettir: Bir gün bir ideolojinin sert savunucusu, ertesi gün aynı ideolojinin yanlışlarını affedici moderatörü… Düşünce, bu insanların elinde köksüzleşir; çünkü onlar hakikatin değil, beğeninin akışına göre şekil alırlar.

Bu kevaşeleşme, bireysel bir ahlak meselesinden daha büyük bir soruna işaret eder: Düşüncenin toplumsal itibarının aşınması. Felsefe, tefekkür, eleştirel akıl gibi kavramlar, halk gözünde yavaş yavaş “kolay para kazanma yolları” ile özdeşleşmektedir. Böylece hakikatin ağır emeği görünmez olur; yerine hızlı paketlenmiş fikirler, hazır cevaplar, popülerleştirilmiş ahkâmlar geçer. Düşünce çilesi yerini düşünce şovuna; hakikat arayışı yerini istatistik takibine; içsel dürüstlük yerini dışsal onaya bırakır.

Bu durumun siyasal sonuçları derindir. Çünkü düşüncenin kevaşeliği, otoriterliğin değil, piyasa-merkezli liberal özgürlük tasarımının ürettiği bir yan etkidir. Otoriter rejim düşünceyi yasaklar; piyasa ise düşüncenin ruhunu öldürür. İlki baskıdır; ikincisi yozlaşmadır. Bugünün siyasal mekanizmaları, düşünceyi öldürmeye değil, evcilleştirmeye yönelmiştir. Çünkü evcilleşmiş düşünce, muhalefet etmez; yalnızca içerik üretir. Bu yüzden düşüncenin kevaşeleşmesi, siyasal iktidarların üzerinde değil, siyasal kültürün tamamı üzerinde işleyen bir süreçtir.

Bu süreçte fikirler, düşünsel doğruluklarına göre değil, pazar potansiyellerine göre değerlendirilir. Bu da felsefenin “varlık” ile ilişkisinden kopup “algı yönetimi”ne teslim olmasıdır.

Sonuçta şu olur:

Hakikat artık inkâr edilmez, sadece ikame edilir; yani onun yerini parıltılı kanaatler, hızlı tüketilen görüşler ve duygusal eğilimler alır.

Edit: Bu metin, elinde kahvesiyle steril bir odanın ılık konforunda, kendinden önce bin yılın çilesiyle yoğrulmuş fikirleri üç-beş modifikasyonla “ürün”e çevirip pazarlayan; sabah 06.00’da çalışmaya üşenen, fazla mesaiyi bilmeyen, gece vardiyasının ne demek olduğunu hiç tatmamış; gerçek bir mesleği olmadan doğduğu mahallenin ve rastlantının şansıyla “filozof” pozuna bürünen düşünce tüccarlarına ithaf edilmiştir.


1-Cumtomizer: Binlerce yıllık düşünce tarihinin ürettiği fikirlerle yaratıcı bir ilişki kurmaksızın, bu fikirleri tüketicinin beklentisine göre yüzeysel biçimde modifiye ederek pazarlanabilir ürünlere dönüştüren düşünce tüccarı.