Makul Gerekçe
‘’Burada sayabileceğimiz bir başka İbrani uygulaması da yasaktır (İbranicesi, herem). Yasak, dinsizlerin ya da toplum ve tanrı düşmanlarının mutlak kıyıma havale edilmesini öngörüyor. Yasak, tanrıya adanmanın bir biçimidir ve dolayısıyla da “yasaklamak” fiili bazen “adamak” (Micah 4:13) ya da “vakfetmek” (Lev. 27:28 ve ilerisi) anlamında kullanılmaktadır. Ancak bu, İbranilerin en eski zamanlarında mutlak kıyımı, sadece ilgili kişilerin değil; aynı zamanda malları-mülklerinin de kıyımını içeriyordu. Yalnızca kişinin metal malları, o da ateşten geçirilerek temizlendikten sonra, kutsal hazineye ekleniyordu (Josh. 6:24). Hatta sığırlar bile kurban edilmiyor, sadece öldürülüyordu; adanmış şehrin ifşa edilmemesi gerekiyordu (Deut. 13:6; Josh. 6:26). Böyle bir yasak, doğaüstü cezaların korkusuyla (I Krallar 16:34) pekiştirilen bir tabudur ve bütün tabularda olduğu gibi, bundan gelecek olan tehlike bulaşıcıdır (Deut. 7:26). Adanmış herhangi bir şeyi evine sokan kişi de aynı yasağa dahil olur. (Dersler, s. 453–454)’’ Giorgio Agamben, Kutsal İnsan
Modern iktidar, Tanrı’nın bıraktığı yerden devam eder.
Bu cümle kışkırtıcı ve son derece açıklayıcıdır. Çünkü kutsallık hiçbir zaman yalnızca yüceltme değildir. Kutsallık aynı zamanda dışlamadır. Bir şeyi kutsal ilan ettiğiniz anda, onun karşısına zorunlu olarak bir “haram”, bir “murdar”, bir “dokunulmaz olmayan” yerleştirirsiniz.
Kutsal varsa, kirli vardır.
Seçilmiş varsa, lanetlenmiş vardır.
Makbul varsa, atık vardır.
Bu karşıtlık olmadan kutsallık çalışmaz.
İbrani geleneğindeki “herem” tam olarak bunu gösterir: Bir şey Tanrı’ya adandığında, artık insan dünyasından silinmesi gerekir. İnsanıyla, hayvanıyla, eşyasıyla. Çünkü kutsal olan, ancak yok ederek kutsal kalabilir. Yaşatılan kutsallık, kısa sürede sıradanlaşır.
Bu mantık yalnızca dinlere ait değildir.
Modern devlet de aynı mekanizmayla işler.
Bir tanrıyı kutsallaştırırsanız, kâfiri üretirsiniz.
Bir devleti kutsallaştırırsanız, haini üretirsiniz.
Bir toprağı kutsallaştırırsanız, sürgünü üretirsiniz.
Bir ırkı kutsallaştırırsanız, aşağı ırkı üretirsiniz.
Bir halkı kutsallaştırırsanız, “öteki”yi üretirsiniz.
Kutsallık, her zaman bir çöplük ister.
Giorgio Agamben’in “Homo Sacer” kavramı müthiş bir imadır. Homo Sacer, öldürülebilir ama korunmaz insandır. Hukukun içindedir ama hakların dışındadır. Kutsala dâhil değildir, ama onun tarafından belirlenir. Modern dünyanın “murdar insanıdır”.
Mülteci, terörist, şüpheli, sakıncalı, fişlenmiş, etiketlenmiş…
Hepsi aynı kategoriye düşer.
Yaşıyorlar, ama sayılmıyorlar.
Bu yüzden modern iktidar, şiddetini artık “Tanrı adına” değil, “güvenlik adına”, “kamu düzeni adına”, “milli çıkar adına” uygular. Ama yapı değişmez. Sadece kelimeler değişir.
Eskiden “kâfir” vardı.
Şimdi “tehdit” var.
Eskiden “lanetli” vardı.
Şimdi “riskli unsur” var.
Eskiden “herem” vardı.
Şimdi “muhalefet” var.
Tekfir de buradan doğar.
Tekfir, yalnızca bir dini dışlama değildir. Bir varoluşu geçersiz kılma biçimidir. “Sen artık bizden değilsin” demektir. “Sen artık insan sayılmıyorsun” demektir. Yargı, medya, linç, fişleme, mülakat; şüpheli, provokatör, marjinal, muhalif, kadın mı kız mı belli değil, sürtük.
Modern devletin meşruiyeti tam olarak bu noktadan devşirilir: Dışlama yetkisinden.
Kim içeride, kim dışarıda?
Kim makbul, kim tehlikeli?
Kim korunacak, kim feda edilecek?
Bu soruların cevabını veren iktidar, kendini Tanrı’nın yerine koymuş demektir.
Biz mi? İktidar yandaşıysak cenneti hak eden mümin kardeşler, değilsek sonsuz öfkeyi hak eden kâfirleriz.


Yorum gönder