Şimdi yükleniyor

Şiddetli Sevimsizlik

Bu iktidarın bazı üniversitelere olan hamasetini, düşmanlığını, bitmeyen husumetini bir de benim zaviyemden dinlemek ister misiniz?


Biz doksanlı yıllarda — öncesini bilmiyorum — imam hatipte okurken Boğaziçi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara Üniversitesi vesaire bazı üniversitelerin “allahsızların” elinde olduğunu düşünüyorduk. Mesela Kemalistlerin, komünistlerin vesaire… Çünkü bunlar çok fazla kitap okuyordu, çok fazla ders yapıyordu, en iyi liselerde okuyordu, ta birinci sınıftan itibaren işleri sıkı tutuyordu. Biz tembellik ediyorduk, kitap okumuyorduk.


Oysa seçkin insanlardık. Seçkin bir ümmettik, Allah’ın seçtiği bir millettik. Zamm-ı sûreleri, Salli-Bariki’yi biliyorduk, idgam-ı maalgunneyi biliyorduk, 32 farzı biliyorduk, teyemmümü biliyorduk. Bu konularda seçkindik ama iş üniversiteye geldiği zaman o seçkinlik işe yaramıyordu.
Husumet besliyorduk. Onların kasten oraları yuvalandıklarını, bizim de bir şekilde üniversite okuyarak devlette belli yerlere gelip, siyasette belli yerlere gelip, devletimizi, tanrının bize vaadi olan devletimizi bu “allah­sızlardan” geri almamız gerektiğini düşünüyorduk.


Evet, kalabalık olduğumuz için gene o “allah­sızların” icat ettiği demokrasi ve laiklik sayesinde, cumhuriyet sayesinde siyaseten organize olabildik. Bütün kurumları işgal ettik ama üniversitelere yine giremedik.
Biz de ne yaptık? Mesela İstanbul’daki Medeniyet Üniversitesi’ni bu niyetle kurduklarını herkes biliyor. Yani öykündük.
Bir Boğaziçi’ne, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne yeterince nüfuz edemediğimiz için muadil üniversiteler açtık.


Siyasi kurumları hangi yöntemle işgal ettiysek; kalabalık olarak, kavga ve gürültüyle, büyük bir tantana ve debdebe ile… Aynı yöntemle üniversiteleri de, medyayı da, başka “düşman hattı” ya da “sathı” ilan ettiğimiz her yeri de böyle ele geçirmeye kalktık. Bunda da başarılı olduk, hakkımızı teslim edeyim: Aferin bize.
90’lı yıllarda “düşmanın silahıyla silahlanmak” ayetinin nasıl tefsir edildiğini; sohbetlerde, vakıflarda, derneklerde, İmam Hatip meslek derslerinde nasıl konuşulduğunu keşke samimi duygularla biri çıkıp anlatsa.


Şöyle konuşurduk: Düşman kitapla silahlanmıştı, kalemle silahlanmıştı, üniversiteyle silahlanmıştı, medyayla silahlanmıştı. Önce onların elindeki tüm silahları almamız, teslim almamız, sonra onlarla silahlanmamız gerekiyordu.


Her şeye cihat gözüyle bakıyorduk. Her yer savaş hattıydı, savaş meydanıydı bizim için. Dünya darülharptı bizim için.


Evet, üstüne biraz düşünürseniz ne kadar kıymetli şeyler söylendiğini anlayabilirsiniz. Bence size ufuk açar.