Şimdi yükleniyor

Temel Gelir: Devlet, Şirket, Vatandaş ve Hissedar


Temel gelir fikri ortaya atıldığında ilk refleks hep aynıdır: “İnsanlar çalışmayı bırakır.”
Bu itiraz, insanı tembel varsayan bir antropolojiye yaslanır. Oysa bu varsayım, özellikle Türkiye gibi ülkelerde, gerçeklikle neredeyse hiç örtüşmez. Türkiye’de insanlar tek bir işte değil, iki işte, bazen üç işte çalışır. Emeklilerin büyük çoğunluğu çalışmaya devam eder. Çalışmayan emekliler çalışamaz durumda oldukları için çalışmazlar. İnsanlar geliri olduğu için değil, gelir yetmediği için çalışır.
Bu yüzden temel gelir meselesini “çalışırlar mı çalışmazlar mı” sorusuyla açmak baştan meseleyi ıskalamaktır.
Asıl soru şudur:
Devlet, vatandaştan ne talep ediyor ve bunun karşılığında ne veriyor?
Devlet, bireyin hayatına sandığımızdan çok daha fazla müdahildir. On iki yıl zorunlu eğitim vardır; içeriği tartışmalı olsa bile çocuklar yıllarca bu sistemin içinde tutulur. Askerlik vardır. Hukuka, vergi düzenine, sosyal normlarına mutlak uyum beklenir. Sokakta kalmamanız gerekir, sağlıkla ilgili belirli standartlara uymanız beklenir. Kısacası devlet, bireyden simetrik bir hayat talep eder.
Ama bu simetri tek taraflıdır.
Devlet yükümlülük dayatır; fakat taban güvence sunmaz. Ortaya çıkan şey, bir düzen değil, asimetrik bir sözleşmedir. Asimetrik demografi, asimetrik enformasyon, asimetrik yaşam tarzı… Bunların hepsi aynı kökten beslenir: bireyin uyum zorunluluğu ile devletin sorumluluk eksikliği arasındaki boşluk.
Temel gelir, tam bu boşlukta anlam bulur. Bir sosyal yardım olarak değil; bir sözleşme maddesi olarak.
Burada kritik bir zihinsel sıçrama yapmak gerekir. Temel geliri “devletin verdiği para” olarak değil, devletin ürettiği değerin vatandaşa iadesi olarak düşünmek gerekir. Devleti bir şirket gibi düşünelim: vatandaşlar hissedardır; vergiler yatırılan sermayedir; doğal kaynaklar, coğrafya, veri ve emek şirket varlıklarıdır. Devlet kâr ediyorsa, bu kâr kime aittir?
Bugün bu kâr çoğunlukla bürokrasiye, ayrıcalıklı yapılara, ihalelere ve güce yakın çevrelere akar. Temel gelir ise basit ama radikal bir şey söyler:
Bu kârın bir kısmı vatandaşa aittir.
Bu noktada temel gelir, sadaka olmaktan çıkar; bir kâr payına dönüşür.
Bu dönüşümün siyasi sonuçları büyüktür. Çünkü vatandaşlık, kan ve toprakla kutsanan bir kader olmaktan çıkıp, performansla ölçülen bir ilişkiye dönüşür. İnsanlar “kimin vatandaşıyım?” sorusunu değil, “hangi devlet bana daha iyi bir hayat sunuyor?” sorusunu sormaya başlar. Vatandaşlık, pazarlık edilebilir hale gelir.
Bu, faşizmin bel kemiğini kırar.
Faşizm, zorunlu aidiyetle, mitlerle, korkuyla ve kıtlık hissiyle beslenir. Temel gelir ise tam tersini yapar: korkuyu azaltır, öfkeyi regüle eder, bireyin devlete olan bağımlılığını körleştirmek yerine özsaygısını artırır. İnsan, hayatta kalmak için her şeye razı olmak zorunda kalmadığında, otoriteye duyulan kör sadakat de çözülmeye başlar.
Bu süreçte ırkçılık da zayıflar. “Kaynaklar elimizden alınıyor” korkusu azaldığında, öteki figürü de anlamını yitirir. Zaten dünya fiilen melezleşmektedir; Avrupa bunun en açık örneğidir. Sorun biyolojik değil, zihinseldir.
Elbette bu yeni düzen risksiz değildir. Devletler şirketleştiğinde, “yüksek temettü veren” ülkeler cazibe merkezi haline gelebilir; yoksul ülkeler daha da boşalabilir. Irkçılığın yerini, piyasa temelli yeni bir ayrımcılık alabilir: premium vatandaşlıklar, düşük getirili pasaportlar… Faşizm zayıflar ama sınıfsal bir küresel hiyerarşi güçlenebilir.
Yine de temel gelir, bugünün dünyasında küçük bir teknik düzenleme değil, büyük bir geçiş maddesidir. Eski dünyanın öldüğünü ama yenisinin henüz adının konmadığını, konmuş olsa da açıklanmadığını gösteren bir işaret fişeği.
Belki de temel gelir, tembelleştiren bir para değil; insanı hayatta kalma, hayata tutunma baskısından bir nebze kurtaran, öfkeyi azaltan ve yeni bir vatandaşlık fikrinin önünü açan bir eşiktir.
Bunu düşünürken kendinizi daha büyük bir şeyin küçük bir adımına bakıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Çünkü bazı fikirlerin iddialarını anlamak için, hikâyenin yaşanması ve test edilmesi gerekir. Yaşayın ve görün.