Şimdi yükleniyor

Kalbin Kararı

Çoğunuzun malumudur, bir süredir üniversite öğrencileri için burs başvuruları var. Oğlum da başvurabileceği dört burs bulmuş. Tabii bize, “Başvurayım mı?” diye danıştı. Biri hariç diğerlerine başvurmaması gerektiğini söyledim. Sebebini sordu. “Şartlara bakınca anlarsın,” dedim. “Gelir düzeyi arıyorlar; ihtiyacı olan öğrencilere veriyorlar. Bizim ihtiyacımız yok çok şükür, kendi yağımızda kavruluyoruz. Yani tek kişilik odaya 25 bin lira ödüyorsun. Sence vakıf bursunu hak ediyor musun?” dedim. Biraz konuşunca, “Çok haklısın baba,” dedi.

Üzerine uzun uzun konuştuk tabii. Aileden muhabbete katılanlar da oldu. Özellikle benim ailem, her zamanki gibi, bunun çok gereksiz ve abartılı bir tavır olduğunu söyledi.

Buna benzer olaylar yaşıyoruz. Neymiş, geçen sene arabamı satarken şehir dışından arabaya bakmaya gelen aileyle pazarlıkta anlaşamayınca yol paralarını verip onları geri göndermişim.

Çocuklarıma karşı —tabii, başka herkese karşı da— tutarlı olmaya çalışıyorum. Bu çok yoruyor insanı. Hani, nasıl anlatsam bilmiyorum. Uygun kelimeleri bulmakta zorlanıyorum; ne desem yanlış anlaşılacakmış gibi geliyor. Ama ahlaklı olmaya, ölçülü olmaya, iyi bir insan olmaya çalışmak gerçekten yorucu. Eğer herkes sizin gibi düşünmüyorsa, baştan çıkaranınız, yoldan çıkaranınız, kışkırtanınız çoksa gerçekten yorucu.

İyi olmaya niyetlenmiş insanların uzleti neden o kadar sevdiklerini anlayabiliyorum. “Diğeri” dediğimiz her şey, “öteki” dediğimiz her şey birer baştan çıkarıcı…

Neyse, büyük ihtimalle bu anlattığım şeyi anlattığım için pişman olup bir süre sonra sileceğim; birçok şeyi paylaştıktan sonra yaptığım gibi.

Derdimi anladınız, değil mi? Anlamayanı döverim.