Şimdi yükleniyor

Mistik, Dini ve Bizar Sanrılar: Gizli İlimler

Risale-i Nur’un Sikke-i Tasdik-i Gaybî bölümündeki 18. Lem’a’da Bediüzzaman Said Nursî, Cebrail’in Peygamber’in huzurunda “Sekîne” adlı bir sayfayı Hz. Ali’nin kucağına bıraktığını anlatır. Ardından Hz. Ali’ye nispet edilen bir kasideden şu anlamda bir beyit aktarır: “Dünyanın başlangıcından kıyamete kadar önemli sırlar bize görür gibi açıldı.” Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Sayfanın bırakılması anlatısı ile bütün sırların açıldığı iddiası metinde peş peşe yer alsa da bunlar aynı şey değildir. İkincisi, Ali’ye atfedilen kaside beyitidir.

Bu sözde geçen “ilim” tam olarak nedir? Ali bu gizli bilgiyle ne yapmıştır? Çok gizli olduğu için kimse bilmiyor mu? Matematik, astronomi, tıp, coğrafya gibi alanlardaki bilgiler mi; geleceğe ilişkin haberler mi; yoksa manevi bir kavrayış mı? Kavrayış bir hâldir. Bir bilgi neden gizli olur?

Hz. Ali’nin Kur’an, hadis ve fıkıh alanlarındaki önemli yeri, siyasi ve dinî tarih içindeki rolü kaynaklarda izlenebiliyor. Bu mirası küçümsemek ya da yok saymak gerekmiyor. Fakat “dünyanın başından kıyamete kadar önemli sırlar” gibi çok geniş bir iddia, daha belirgin bir açıklamayı hak ediyor: Bu sırlar nelerdi? Ali bunları kime öğretti? Bir metne, yönteme ya da sonraki kuşaklara aktarılmış bir bilgi birikimine dönüştüler mi? Tarihî kaynaklar Ali’nin ilmî yönünü özellikle Kur’an, hadis ve fıkıh üzerinden anlatıyor. Bu bilgiler gizli bilgiler midir? Aynı kaynaklar matematik, astronomi veya fizik alanında ona bağlanabilen kapsamlı bir eser ya da yöntem göstermiyor.

Üstelik 6. ve 7. yüzyıllar, dünyanın geri kalanında bilginin durduğu bir dönem değildi. Dünyanın geri kalanındaki bu insanlara Cebrail’in gizli bilgiler yazılı bir parşömen bıraktığı da anlatılmıyor. Hindistan’da Varāhamihira, 6. yüzyılda farklı astronomi geleneklerini Pañcasiddhāntikā adlı eserinde bir araya getirdi. Yaklaşık 490–570 yıllarında yaşayan John Philoponus, Aristoteles’in hareket açıklamalarını eleştirerek fırlatılan cisimlerin hareketi üzerine başka bir açıklama geliştirdi. Bunlar bugünkü anlamda modern bilim değildi; ama belirli bir konuya ilişkin tartışılabilir düşünceler ve yazılı izlerdi.

Hz. Ali’yle hemen hemen aynı dönemde yaşayan başka isimlerin çalışmaları da somut biçimde görülebiliyor:

– Brahmagupta, 628’de yazdığı eserinde sıfır ve negatif sayılarla işlem kurallarını ele aldı; matematik ve astronomi alanında çalıştı.

– Bhāskara I, sinüs değerlerini hesaplamak için bir yaklaşım formülü geliştirdi ve astronomi metinleri üzerine çalıştı.

– Li Chunfeng, Çin’de matematik metinlerini açıklama ve takvim düzenlemesi çalışmalarında görev aldı.

– Severus Sebokht, astronomi, matematik ve coğrafya üzerine yazdı; Hint sayı sisteminden ve Hint astronomisinden söz etti. O da din adamıydı.

Bu isimleri Hz. Ali’yle “Kim daha değerliydi?” diye yarıştırmak doğru olmaz. Derdim bu değil. Buradaki karşılaştırma daha sınırlı: Bu kişilerin matematik, astronomi veya doğa felsefesinde ne üzerinde çalıştığını, hangi eseri ya da yöntemi bıraktığını görebiliyoruz. İddia edildiği gibi bütün önemli gizli bilgiler Hz. Ali’ye açıldıysa o bilginin içeriğini ve sonraki kuşaklara aktarımını aynı açıklıkla göremiyoruz. Ali’nin bu bilgiyle ne yaptığını göremiyoruz.

Öyleyse sorum şu: Bir bilgi kimden ve neden gizlenir?